AGFOCERT

Gökyüzünün kırıldığı yerde

Uzak diyarlarda, haritaların unuttuğu bir vadide eski zamanlardan beri tek başına yaşayan bir bilge vardı. Evi yoktu, sınırı yoktu. Kimi gece bir ağacın altında uyur, kimi gece yıldızları örtü sayardı. İnsanlar ona Gökyüzü Anlatıcısı…

Gökyüzünün kırıldığı yerde

Bir gün, yorgun bir yolcu vadiden geçti. Üstünde uzun yolların tozu, yüzünde cevabını bulamamış sorular vardı. Bilgeyi görünce durdu, dizlerinin üstüne çöktü.

“Sana bir soru sormaya geldim,” dedi.

Bilge ona baktı.

“Her soru, onu taşıyan insan kadar eskidir. Söyle bakalım, seninki ne kadar ağır?”

Yolcu yerden küçük bir taş aldı, avucunda tarttı.

“Cevapsız kalırsa ağır. Belki bir sözünle hafifler.”

Bilge başını eğdi.

“O halde sor.”

Yolcu derin bir nefes aldı.

“Dünya neden bu kadar büyük? Ben neden onun içinde bu kadar küçük hissediyorum?”

Bilge yerden bir avuç toprak aldı.

“Küçük olduğundan mı eminsin? Belki de nereye baktığını henüz seçemedin.”

Yolcu sustu. Rüzgâr kuru otların arasından geçti.

“Görmek istiyorum,” dedi. “Ama neyi aradığımı bilmiyorum.”

Bilge avucundaki toprağı parmaklarının arasından bıraktı.

“İnsan, evrenin tamamına bir anda bakamaz. Bu yüzden bilgi parçalara ayrılmıştır. Bir çağ bir parça taşır, bir insan başka bir parça. Bir öğreti, bir acı, bir sevinç… Hepsi bütünden kopmuş küçük işaretlerdir. Nehir kıyısındaki taşlar gibi. Aynı suyun içinde yuvarlanırlar, ama hiçbiri tek başına bütün nehri anlatmaz.”

Yolcu toprağa baktı.

“Demek hakikat tek elde tutulamaz.”

“Tek elde tutulursa küçülür,” dedi bilge. “İnsan kendi gördüğünü başkalarının gördüğüyle birleştirmeyi öğrenirse, bakışı genişler.”

O sırada sararmış bir yaprak yolcunun kucağına düştü.

“Peki burası?” diye sordu. “Burası sadece bir vadi mi?”

Bilge uzak yamaçlara baktı.

“Burası bir kapı. Her yer kapı olabilir. Fakat ardını merak etmeyen biri için burası yalnızca vadidir.”

“Merak eden biri için?”

“Bilinmeyenin eşiği.”

Rüzgâr birden güçlendi. Kum taneleri havalandı, ay ışığında kısa bir an parladı. Bilge elini uzattı; taneler parmaklarının arasından kayıp gitti.

“Bilgi de böyle gelir,” dedi. “Sıkıca yakalamaya çalışırsan kaçar. Avucunu açık tutarsan, rüzgâr sana taşıyabildiğini bırakır.”

Yolcu kendi ellerine baktı.

“Öyleyse avucumu açmalıyım.”

“Ellerini de,” dedi bilge, “zihnini de.”

Bir süre konuşmadılar. Sonra yolcu yeniden sordu:

“Evrenin bilgisi parçalara bölündüyse, neden herkes onları bir araya getirmeye çalışmıyor?”

Bilge gözlerini kapattı.

“Çünkü insan çoğu zaman bildiğiyle barınır. Kendi küçük bahçesinin dışına bakmak kolay değildir. Büyük bahçeye giren, yalnız çiçekleri değil, dikenleri de görür.”

Yolcu başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Yıldızlar aynıydı. Değişen onlar değildi; bakışının içinde bir şey yer değiştirmişti.

Gece ilerleyince yola koyuldu. Vadi arkasında kaldı. Avucunda taş yoktu artık. Yalnızca rüzgârın bıraktığı ince bir toz vardı; yürüdükçe parmaklarının arasında sessizce duruyordu.